Yeni Başlangıçlar
Bir noktada hepimiz faydacıyız. Kim kendini ne kadar karşısına alıp konuşuyor bilmiyorum ancak herkes özünde bir şeylere inanıp, oynadığımız oyunun bir tür kural seti, yapısı, kullanım kılavuzu olduğuna ikna olup tüm bu olan biteni, yaşamak dediğimiz, anlamlandırma peşinde.
10 günlük Asya turuna yalnız gittim. Çünkü içimde bir yerlerde bazı olduramadığım kısımların aklımı rahat bırakmadığını ve her anımda biraz eksik biraz dağınık olduğumu hissediyordum. Biraz da alışkanlık ve düşünce tembelliği olabilir bu seçimim. 2.5 senedir aralıkları olsa da bir ilişkinin içinde olmuşken seyahatlerin çoğunun yalnız olduğum dönemlere denk gelmesi tesadüf değildir.
Velhasıl, her şeyin tam ortasında gibi hissediyorum. Her ölümü başlangıçlar takip eder. Aradaki zamanlarda yas olabilir, ya da bazıları sonradan hisseder, bazen de yaslar, yaşamak sandığımız süreçlerin içinde yaşanmaya başlar.
Ne için? Tüm bu nefes alıp verdiğimiz, hikayeler uydurup, biblolara, resimlere şişelere doldurup durduğumuz hayatın özü nedir? İnandıklarımızı koruyarak, hikayeyi hasarsız ve dolayısıyla daha inandırıcı kılmak mı? Haz mı? Düşüncede ya da dokunuşlarda?
Her şeye, başlangıçlar hariç değil, hem gücümün olduğu; hem de bir noktada bazen yorgun, sabırsızlıkla umursamazlık arasında bir yerde, inançtan ve çocukluktan eksik bir yerdeyim. Anın içinde kolay kayboluyorum, sanatı ve yaşamın aktığı anları sevmem bu nedenledir, ve bu beni rahatlatıyor. Bir yandan da, son zamanlarda gittikçe artan bir şekilde, müthiş sıkılıyorum. Aynı şeylerden.
Bu gezimde çok net duydum, hissettim. Beni başka bir sokağa çıkarmayan konuşmalara tahammülüm kalmamış. Öylesine bile sürdüremiyorum. Zamanım yok gibi geliyor. Ben bu kitabı zaten okudum diyesim gelmiyor; ben başka bir cümle arıyorum.
Değişim çok tuhaf bir şey. Benim gibi zamanın doğasına inat biçimde geçmişine saygı adı verdiği bir sadakat duyanlar için, değişim sancılı bir şey. Eskiyle yeniyi aynı odada pek barındıramıyorum. Buna en basit örnek İzmir'dir benim için. Oradayken çok güçlü ve uyumlu hissederim. Ancak oradaki ben değişime en uzak halimdir. Orayı sevme nedenlerim bugün çıkmak istediğim yollarla anlaşamaz, ve klasik halim bunca yılın işlenmiş duygularının tamlığıyla bugünün yeni doğan düşüncelerini marazlar. O nedenle de İzmir, benim geçmiş Kabe'mdir. Bugün için bazen güç bulmak ve oradaki kendim olmak için giderim ancak geleceğe dönük düşünce oluşturan sayfalarımı oradayken açmam.
Peki değişime mecbur muyuz? Cahil mutlulukları ve kazılmamış toprakların bütünlüğünü her zaman seven ve tercih eden ben, buna hayır derim. Eğer mecbur değilseniz, değişmek zorunda da değilsiniz. Ancak bu gerekebilir, ve değişim de insanı geliştirir. Biraz eksilirsin kendinden, başkaları yönünden ise genişlersin. Kendinden uzaklaştıkça empatin gelişir. Bir çocuk kadar cahil ve içten kavrayıp sarılamazsın pek çok şeye, ama avucunda tuttuğun şeyin gerçekten ne olduğunu ondan iyi bilirsin. Bir tür istemsiz takas. Bunun sindirimi ve yönetimi de, hayatta kendimizle başbaşa kaldığımız zamanlardaki konuşmalarımızın çoğunluğunu oluşturur aslında.
Hayatımda ilk kez tamamen kendi evim dediğim bir yere geçmeme birkaç hafta kaldı. Ev aslında hazır, gittim baktım ölçülerini aldım. Bir ara duvara yaslandım kendimce orada kurabileceğim mutlu anları zihnimde dolaştım. Kısa süre önce bitmiş olan ilişkimin o evde hiç izinin olmayacak olmasının sembolik değerini düşündüm. Ve sembollere ya da atanmış değerlere artık gerçekten değer verip vermediğimi. Yalnızlıkla aramı düşündüm. Bir kitap ve koltuk. Pek inanmadım buna. Film biraz, belki yemek de yaparım artık, biraz da yazı, podcast kurma? Daha orada değiliz. Yatak odasına Barney ya da Sarp gibi projeksiyon kurma? Mümkün. Ancak bunlar asıl taşlar değil. Asıl taşların ne olduğuna dair zaten bu yazı, bu gezi, ve son zamanlardaki pek çok şey.
Biraz daha değişeceğimi öngörebiliyorum kısa vadede. Çünkü değişimi durduracak kısımlarıma verdiğim önem azalıyor, pek çok şey gibi. Hiç bir şeye pek önem vermemeye başladığınzda biraz özgürleşirsiniz. Burada önemli olan sadece yürümeye devam ettirecek kısımları yok etmediğinize dikkat etmektir. Yapmak istediğim şeyler var hayatta. Ve her şeyi aslında çok önemseyen benim için bu öönemden düşme işi başlangıçlarımı kolaylaştıracaktır.
Sistemi, ekipmanı ve yeni yeni bulutları dağılan zihnimi avucuma aldığımda artık yazmayı değil bir ekran karşısında konuşmayı seçeceğim. Çünkü artık kimse okumuyor ve gerçekten bunu anlatmak tuhaf olsa da, çok önemsediğim bu yazıları yazarken bile artık üşeniyorum. Çünkü değerinden emin değilim. İletişimden de emin değilim. İki insanın birbirini ne kadar gerçekten anlayabileceğini, ve zaten her şey geçiciyken nelere ne kadar emek vermemiz gerektiğine dair sorularda zihnimde turluyorum.
Samimi bir itirafım olacaksa; iletişimin potansiyeline dair, ki en güvendiğim yeteneğimdir, düşüncem yıllar içinde değişti. Gerçekten de iki insanın birbirini anlama oranı hayal ettiğimin çok altında kalıyor. Farklı fonksiyonlarla çalışıyor zihnimiz, farklı yollardan geldik, farklı köşelerimiz sivrildi; ve süzgeçler çok farklı. Samimiyet, ki eksiktir bilinçli ya da bilinçli çoğu iç ya da dış konuşmada, tam olsa dahi, iletişimin tavanına dair beklentim önemli ölçüde azaldı. Ve o nedenle de kendimi anlatma dürtüm, benim için belki en önemli şeylerden olsa dahi, biraz olsun mecburi duruluyor. Ve bazen anlamak da yetmiyor, yaşamanın pek çok kapısı var.
Şunu isterdim, aynı bilgisayardaki dosyalar gibi, zihnimizi temizleyebilelim. Düşüncelerimizi hayatımızla daha uygun hale getirebilelim, kendimizi kandırmak zorunda kalmadan. Ya da istediğimiz saatte uyuyabilelim. Hayatı bir tür maksimizasyon ya da optimizasyon sorunu gibi aldığım doğru... Ama ısrarım da yok, belki öyle olsaydı da şimdiki çağdaki pek çok şey gibi, doyacaktık ve önemini yitirecekti yaşamla bizim uyuştuğumuz o anlar. Her şeyin tam olduğu bir anın yetmediğini hissetmek de korkunç olurdu.
İşyerimde iş yükümün artması ve yeni programlar öğrenmek zorunda olmam son zamanlarda öğrendiğim en güzel haber oldu. Bir süre için hayatı tekrar daha güçlü hak etmek ve tekrar daha güçlü kavramaya hazır olmak için ufak bir döneme ihtiyacım var. Hayatın sunduklarını, bugüne kadar talep ettiklerim ya da zorlamadıklarım dahil, güçlü biçimde kovalamak istiyorum. Tek ihtiyacım, zihnim bir süre bana ait olsun, sağlık ve iş problemi minimal olsun. Ben gerekeni yapacağım.
Hayattaki şeyleri ne kadar önemseyip ne kadar önemsemediğin sorusu çok dinamik ve nasıl ele aldığın kısmı çok belirleyici. Şiirdeki gibi. Değerlerini kendi avucuna alıp yetkin biçimde yönetmek özgürleştirici, ancak eski dikenler ve derinde duran taşları oynatırken dikkat etmeli. Dedim ya, her şeyin tam ortasında.
Bazı şeylere yeniden başlıyorum. Başlangıç ifadesi çok "sil baştan" dramasıyla ifade edilir genelde, öyle değil. Daha çok "reinvention". Upgrade de denir, ama teknolojideki hiçbir temel şeyin değişmediği yeni versiyonlar gibi de değil. Daha aktif, zihinde değil yaşamda. Ve neyse ne, zaman kendini gösterir.
Bu kısa geçiş döneminde, basicslerle başlayacağım. Zihnimde kalabalık yapan ya da tetikleyen şeyleri eleyerek, daha az ama güçlü minimalist bir yaşam ve zihin. İşte yeni öğreneceklerim önemli, spor ve hayata dair önceliklerin netleşmesi, birkaç hafta içinde. Sosyal medyayı sanırım açık hale getireceğim, sonraki podcast versiyonunu da düşünerek. Bu hafta içinde de Bişkek, Taşkent ve oradaki yemeklerden son bir kaç albümle bugüne kadar olan kısmı kapatırım.
Buraya kadar okuyan varsa, teşekkürü borç bilirim. İnanın çok şey yapmak istiyorum ve zihnimde de hem boşluğu biraz sızlayan hem de artık beni yaşama daha hazır kılan bir açıklık var. Hayat önümde ve yolu tekrar tutacağım. Soru çetrefilli, neyi gerçekten istiyorsun, neyi önemsiyorsun? Yaşamı ıskalamayacak kadar hayata yakın durup bir yanımla da daha fazlasını, kendi potansiyelimi de görmek için, arayacağım.
Hayatın en güzel kısmı mevsimli olması. Bir kez dönüşmeyi öğrenmeye başladınız mı, bütün korkularınız azalıyor.
Bu bir geçiş yazısı oldu ancak aslında hayat hep öyle. Sürekli bir yolda yürüyoruz, sadece karşımıza bir dere çıktığında bunu bir checkpoint/highlight noktası gibi işaretliyoruz beynimizde ancak bence yolun yürünme işi ve hayat hep devinimde.
Güzel bir yaz olsun hepimize.
Yorumlar
Yorum Gönder