Kayıtlar

Babaannemin Balkonu

That's how it goes Everybody knows. Perşembe günü öğlene doğru annemden bir mesaj aldım. Babaannem kalp krizi geçirmiş. Ambulansla hastaneye alınmış vs vs. İlk birkaç saniye şok olduktan sonra, telefonlaşmaların da etkisiyle atlatılmış bir risk olarak kabul ettim; hatta gün içinde konuyu zaman zaman unuttum.  Akşamüstü işten çıktığımda ise yeni bir telefon konuşmasında 48 saatin kritik olduğu tarzı ifadeler geçmeye başlayınca kardeşimi de alıp akşam İzmir'e doğru yola çıktım. Gece 3'e yakın hastaneye vardık. Bizimkileri ilk kez orada aradım. Eve geçmişler çünkü babaanne yoğun bakımdaymış zaten görme şansımız yokmuş. Biz de eve devam ettik. Daha kapıdan girdiğimiz esnada babamı görmeden telefon sesini duydum. Hastaneden arıyorlardı. Bir süredir kalp masajı yaptıklarını ama pek umutlu olmadıklarını anlatıyordu. Meali babaanne yolcu; gelin isterseniz...  Sonrasını uzun uzun anlatmayacağım. Onunla ancak gasilhanede yıkandıktan sonra vedalaşabildim. Buz gibi alnından öptüm. Son ...

Yeni Başlangıçlar

Bir noktada hepimiz faydacıyız. Kim kendini ne kadar karşısına alıp konuşuyor bilmiyorum ancak herkes özünde bir şeylere inanıp, oynadığımız oyunun bir tür kural seti, yapısı, kullanım kılavuzu olduğuna ikna olup tüm bu olan biteni, yaşamak dediğimiz, anlamlandırma peşinde.  10 günlük Asya turuna yalnız gittim. Çünkü içimde bir yerlerde bazı olduramadığım kısımların aklımı rahat bırakmadığını ve her anımda biraz eksik biraz dağınık olduğumu hissediyordum. Biraz da alışkanlık ve düşünce tembelliği olabilir bu seçimim. 2.5 senedir aralıkları olsa da bir ilişkinin içinde olmuşken seyahatlerin çoğunun yalnız olduğum dönemlere denk gelmesi tesadüf değildir.  Velhasıl, her şeyin tam ortasında gibi hissediyorum. Her ölümü başlangıçlar takip eder. Aradaki zamanlarda yas olabilir, ya da bazıları sonradan hisseder, bazen de yaslar, yaşamak sandığımız süreçlerin içinde yaşanmaya başlar.  Ne için? Tüm bu nefes alıp verdiğimiz, hikayeler uydurup, biblolara, resimlere şişelere doldurup...

Bir Akşamüstü

Amsterdam'da rengarenk bir yolculuktayken bir soruya takıldığımı hatırlıyorum. "Bu düşünceler nereye gidiyor? Biz onları düşündükten sonra?".  Anılarımız da öyledir. Kilidini açıp girdiğin odalar gibi... bir an hatırlarsın sonra senin zihninde hala var olduğunu bilmediğin başka anları, düşünceleri hatırlarsın.  Yaşamak nedir sorusunu burada tartışacak kadar beynimi yoracak bir günde değilim. Zaten düşünce tembelliğim geçen zaman içinde öyle bir noktaya ulaştı ki, artık hayatımı bir otopilotta yaşıyorum gibi. Sadece fiziksel yorgunluklar hoşuma gidiyor. Arada, çoğu zaman sanat üzerinden yeni ya da düşünmeyi biraz olsun gerektirecek bir şeyle karşılaşınca büyük bir sürprizle karşılaşmış gibi oluyorum. Etkileniyorum, müthiş ilham buluyorum. Ancak bu çoğu zaman rastlantılardan oluşuyor.  Bir süredir kafam önümdeki tatile kilitlendi. Elimdeki işleri bitirirken, okul çağında yaz geldikten sonra bahçeye bakıp derse aklını vermekte zorlanan çocuk gibiyim. Beni çeken ne derseniz, ...

Gezmek ve Başka Birtakım Şeyler

Bugün işten çıktıktan sonra metronun daha varoşa çıkan kısmına yürüdüm. Kapısının önünde ufak tek bir masası olan bir yerde helva yiyip çay içtim, sokağı izledim. Mekanın işletmecileri olduğunu düşündüğüm bir abi kardeş beni gerçek bir tebessümle uğurladı. Herkesin asgari ücretli çalışan olduğu günümüzün pahalı cafe çalışanları yerine kendi mekanına müşteri gelmesinden mutlu olan bir ikiliye para kazandırmış olmak hoşuma gitti. Günün en sevdiğim saatinde, günbatımı ışığının arasında eve doğru uzun uzun yürüdüm.  Hayatım boyunca hep o tip yerleri ve evleri sevdim. Yani mahalle arası, eski. Sokağa, yaşama senin de dahil olduğun evler. Benim çocukluğum mahallede geçti. Durumumuz kötü değildi ama çocukken sokağın geri kalanından kendimi hiç de farklı bir yerde görmedim, öyle hissetmedim. Sonra İstanbul başladı. Babam yönetici oldu. Ve biz siteye taşındık. Sokakla arana yarı sembolik bir duvar çekildi. Ortaokulda bir yerde ders çalıştım. Okulum da diğerlerinden daha ön plana çıkan bir ş...

Biraz ondan biraz bundan..

Hayatı yaşamak kolay mı zor mu, emin değilim.  Her yolda başka eksiklik var. Her yolda da dokunup cebine atabildiğin bir şeyler bulabiliyorsun.  Zamanda ilerlemek çoğalmak mı eksilmek mi, ondan da emin değilim.  Hayatı önemsemek. Aslında o mu bu mu sorusunun büyüklerinden biri bu.  Hayatı önemsemeyebilirsin. İnsan yaratımı değerler, yani birbirimize anlattığımız ve birbirimize inandırdığımız şeyler üzerine yaşayıp bu hikayelere yaşam diyoruz. Bunların çoğunun asıl değeri nedir, meçhul. Benim bu konudaki görüşüm şuna yakın: kendini anın içinde dahi inandırabildiğin her şey yaşama yakındır.  Anılar bizim zihnimizde var. Anılar yaşayan organizmalar gibi zihnimizde evrilir. Ve tüm geçmişimiz, tüm yaşanmışlıklar ve olaylara dair düşündüklerimiz sadece bize özgü. Hikayenin ortaklarında dahi farklı gerçekler yazılı. O zaman bu gerçek midir?  Evet. Bence gerçeklik iddiasında bulunabileceğimiz şey kendi düşüncence gördüğündür. O yüzden çok fazla gerçeklik var, ve bi...

Oyun ve Gerçek

Sözcükleri büyük büyük çiğnedi; bir süre ağzında çevirdi durdu. Karanlık sokaklarda yağmur parıldıyordu. Koca bir gece daha. Tükürdü. Çevrede kimse yoktu.  Şarabından bir yudum daha aldı. Bir yudum daha. Zaman gibiydi içmesi. Bir yudum daha. Şişeyi bitirmek mi istiyordu yoksa biteceğinden mi korkuyordu?  Duvarda bir cam patladı. Anı. Geçen günün hafızası mıydı yoksa çocukluğundan kalma bir şeyler mi? Tekrar patlasın istedi. Ellerine baktı. Kana ve şaraba bulanmıştı.  *** Bir sessizlik düşünüp içinde kayboldu. Kapkaranlık bir denizin içinde yavaş yavaş ilerler gibi. Sonsuz bir huzur. Gözlerini kapattı. Gerçek bir an düşündü. Suskunluğun tek söz olduğu anlardan birine gitti. Olağanca gücüyle içinden bağırdı.  Suyun dibine daldı. Deniz halkı ona hem yabancıydı hem de yabancılarla dost olmaya ihtiyacı vardı. İçinde en ufak bir korku yok. Sadece kabullenilmiş bir anın verdiği huzur.  *** Bilmemek isterdi. Görmemek. Yaşamak değildi bu ama... parmağıyla durmasını işare...

Karlı Bir Pazar Yazısı

Intro Kendim bileli sayılara sembolizm ve anlam yüklemek hosuma gitti. Gerçek bir anlamdan bahsetmiyorum. Sadece bir şeyleri bir yere sabitleme, motivasyon noktası yaratma gibi işlevler içindi.  Defterler dolusu kendi hayalimce düzenlediğim spor ligleri var. Kendi isimlendirdiğim takımlar, her ligin kendine ait puanlaması, kuralları. En sevdiğim kısımlardan biri de bunları zar üzerinden oynatıp sonra istatistiklerini almaktı.  ÖSS'den önceki gece ya da bir önceki gece, hala balkonda yerde zar atıp kendimce averaj hesaplarken bizimkilerin koridorun ucundan göz attığını hatırlıyorum.  Bu ilgi nerede tıkandı derseniz anlamlandırma ve anlamlandırmayı geliştirme aşamasında diyebilirim. Sadece bilgisayara karşı oynadığınz bir oyundan saatler belki günler sonra kalkarken olan farkındalık hali gibi. Bir de belki katsayı sistemini geliştirmemiş olmak. Tembelliğim mi mani oldu yoksa anlam yükleyişlerimin ömrü mü yetmedi bilmiyorum ama bu liglerdeki takımlara dinamizm yükleyemedim. ...