Cariad

23 Temmuz 2026. 

Bu bir önyazı. Bu haftasonu daha uzun ve düşünülmüş bir yazı yazacağım. Önümüzdeki dönemde de arkası gelecek. 

Bu ay sonuyla birlikte yeni evime taşınıyorum. Yer yatağına yakın bir alçak yatak, bir çalışma masası, bir katlanır yemek masası, sinema havası verir diye kırmızı aldığım 2li kanepe ve duvara gelecek bir tv. 59m2. İstesem de fazla dağıtamam. 

Hayatımda yemek hep önemli bir yerde oldu. Birkaç dopamin bağımlığımdan biriydi. Fazlasıyla doydum. Kendimi bildim bileli, yalnızlıklarımda da eş dost ya da partnerle olduğumda da, yemek hep oradaydı. Farklı rollerde, farklı işlevlerde. 

Son dönemde ise yemeği bir kaynak ve zaman kaybı gibi görmeye başladım. Boşlukları doldurmak için kullandığım, ancak aslında boşlukları derinleştiren bir şey oldu. Buna ara veriyorum. Zamanımın artık gerçekten esas şeyleri ıskalamak ya da ertelemek için çok değerli olduğunu hissediyorum. 

Beni tanıyanlar sayılarla aramda biraz sayko bir ilişki olduğunu bilir. 12,21,24,42,48,84, ya da 47 ya da 33...bitmek bilmez bir çarpma bölme ve anlam yaratma gayem var sayılardan. Çocukluktan beri geçmedi. Zamanında anlamlı istatistikler oluşturmak için kendi kendime defterde ligler düzenlerdim, sonra ise sanırım spor yapmak ve onun sağladığı istatistikler hoşuma gitmeye başladı. Her sokak koşusundan sonra heyecanla dönüp istatistiklere baktım, grafikleri ve derece sıralamalarımı inceledim.

Neyse, bunları neden yazdığımı bilmiyorum. 

Ancak geçen chatgpt ile oturup 48 tane besin belirledik. Koşma, yüzme, yürüme, kürek vb aktivitelerde hedefler çıkardım. Bunu bir tür performans oyunu hale getireceğim. Ve önümüzdeki 50 gün boyunca bu oyunu oynayacağım. 50 günün sonunda bir koşu var, orada bir ara final olacak. 50 özel olarak bayıldığım bir sayı değil, ancak şu anki tarihlere güzel oturuyor. Orada programın daha kısa olan 2.nci kısmını belirleyeceğim (kafamda zaten oluşturdum ancak tabloyu görmeden konuşmak istemiyorum). 

****

Evden çalışma olayına alışmak biraz zamanımı alıyor. Yemek konusuna dair bir oyun yaratmamı da biraz bu durum tetiklemiş olabilir çünkü iş ve gün monoton olduğunda, bugünü ben neden yaşıyorum sorusuna yemekle cevap vermeye başladım en kolay ve ulaşılabilir seçenek olarak. Onu opsiyonlar arasından elemek istiyorum. 

Üretmek ve spor, ya da film... ya da ilham verici bir şeyler. 

Bir süredir Cariad diye bir şarkıya takıldım. Sanırım ilk instagramda gördüm. Liverpoolda pencereden verilen bir sokak konseriydi. Bayıldım. Sonra o konserin çeşitli versiyonlarını farklı reelslerde gördüm. Anladım ki bir sürü takan var şarkıya. 

Şarkının sözlerinden ziyade gençlik duygusu beni çeken. Hayal kuran ve yaşayan birinin şarkısı. Bende Beatles dinlemek gibi bir his yaratıyor. Lise zamanımı ve hayata dair daha fazla hayal kurduğum, daha taze bir duyguyla hareket ettiğim zamanları anımsatıyor. 

Daha 35'e gelmedim. Hem geç hem de zaman var hala. Sadece rüzgarın peşinden gidebilmek lazım. O nedenle de kendi iç ülkemdeki kronik topallıkları düzeltip daha güçlü yürümeye hazırlanmak istiyorum. Çünkü bir yanımda hala genç ve yaşamaya arzulu bir hal var. Ona hakkını vermek istiyorum, sonradan pişman olmamak için de, bu mümkün ve benim sorumluluğumda olduğu için de. 

Mutluyum. Bazen yalnızlık dalga gibi geçip gidiyor. Ama hayatın bu noktasında bu sadece çayın demi bugün güzel değil seviyesinde bir şey. Zaman ve sağlık hala orada. Ve geçmişe dönüp baktığımda, bugünümün doğasını anlayışla karşılasam dahi, bugünün olmamışlıkları sadece yazık seviyesinde kalacak. Hayat ileriye doğru yaşanıyor. 

Yalnızlıkların ve mutlulukların içinden geçtikçe neyi istediğini anlamaya başlıyorsun. Hastalıklarda ve kayıplarda acıyı ve umutsuzluğu görüp, umudun ne kadar muhteşem bir duygu olduğunu anlıyorsun. Ve insan bunu tamamen unutmuyor. Hayat gittikçe bana zamanı çağrıştıyor. Batan ve doğan güneş. 

Bir sürü ev gördüm, yaşadım. Şu an bu satırları yazdığım ve kardeşimin yaşayacağı evde ilk gençliğim ve gençliğim geçti. Hepsi biraz biraz değişen anılar oluyor bir süre sonra. Nereye gittiklerini bilmiyorum zihnimizdekilerin... anıların, düşüncelerin, insanların. 

Şiirden hatırladığım gibi: her şey eksilmekmiş biraz. Ve ben bu duyguyla barışığım, zamanın ilerlemesi hoşuma gidiyor, hüznü dahil. 

Ölümler, doğumlar, eski yeni arkadaşlıklar, bazısı sabaha çıkmayacak gibi gelecek kadar umutsuz belki bazısı ise aile sıcağında, bazısı ihtirastan ölsen gam yemeyeceğin kadar tutkulu geceler, sabahlar...

Son boyoz ne zaman..?. Hiçbir şeyin sonu yok. En azından biz bilmiyoruz. Ve cahil kalabilmek harika. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Babaannemin Balkonu

Sütlaj - 5 Bölüm

Yeni Başlangıçlar