Biraz ondan biraz bundan..
Hayatı yaşamak kolay mı zor mu, emin değilim.
Her yolda başka eksiklik var. Her yolda da dokunup cebine atabildiğin bir şeyler bulabiliyorsun.
Zamanda ilerlemek çoğalmak mı eksilmek mi, ondan da emin değilim.
Hayatı önemsemek. Aslında o mu bu mu sorusunun büyüklerinden biri bu.
Hayatı önemsemeyebilirsin. İnsan yaratımı değerler, yani birbirimize anlattığımız ve birbirimize inandırdığımız şeyler üzerine yaşayıp bu hikayelere yaşam diyoruz. Bunların çoğunun asıl değeri nedir, meçhul. Benim bu konudaki görüşüm şuna yakın: kendini anın içinde dahi inandırabildiğin her şey yaşama yakındır.
Anılar bizim zihnimizde var. Anılar yaşayan organizmalar gibi zihnimizde evrilir. Ve tüm geçmişimiz, tüm yaşanmışlıklar ve olaylara dair düşündüklerimiz sadece bize özgü. Hikayenin ortaklarında dahi farklı gerçekler yazılı. O zaman bu gerçek midir?
Evet. Bence gerçeklik iddiasında bulunabileceğimiz şey kendi düşüncence gördüğündür. O yüzden çok fazla gerçeklik var, ve biz bu kaos içinde, büyük bir şehirde nasıl yalnız bir insan her şeyi birbirine karışmışken yaşar durur, öyle bir dalgada sürükleniyoruz.
İrili ufaklı gerçekliklerden geçiyoruz. Bazıları büyükçe, uzunca bizde yaşıyor evrile evrile. Bazı küçük olanlar ise sadece kısa zamanı kaplıyor, ama o dönemde aklımız tamamen ona kaptırmış gidiyor.
Duyguların düşünceler kaynaklı olduğunu pek çok yazıda detayla yazdım. Etiketlendiğimiz düşünceler.
- Alakasız ama, yarın sabahtan itibaren 2-3 günlük sadece su içtiğim bir oruca gireceğim. Zihnimin her sabah o yemeye başlamadan önceki netliğini çok seviyorum. Ancak günün geri kalanındaki ödüller bana yeterli gelmediği için genelde yemeği hayatımdan dışlamıyorum. Ancak bir yandan da fark ediyorum ki, zaman bana yetmiyor. Sürekli bir ara var. Ya bir yemek arası, zihin hep dağınık, ya iş güç, ya özel hayat. Hiçbir zaman, anlamlı bir zaman uzunluğunda bir şeyi düşünmüyorum, hayatı bile.
Hayatı önemsemek demiştik. Hayata ne önem biçtiğimi tamamen kavramış değilim. Hem çok önemsiyorum her şeyi, futbol maçlarını dahi. Hem de aslında gerçekten önemsediğim, yani bir sonraki gün dahi önemseye devam ettiğim şeyler hayli kısıtlı.
Sevdiğim insanlarla ne kadar zamanımız kaldı birlikte? Bunu bilmediğim neredeyse her gün aklıma geliyor. Türkiye Dünya Kupası'na katılsın diye yana yakıla takip ederken aklımda da hep bu vardı. 4 sene sonrası çok uzak bir gelecek. Biz bu yaz, sevdiğim insanlarla o anları yaşayalım. Maçların en az birini ailemle mutlaka izlemeli.. gerisine de bakarız.
****
Dünyayla dalga geçiyorum diyesim var ama bunu şımarık ya da hadsiz bir yerden almayın. Her şeye elimden geldiğince özen gösteriyorum, ve çok da zorluyor bazısı, bazen. Ama tüm bu sürecin, hayat adını verdiğimiz, tuhaf ve rahatlatıcı bir anlamsızlığı ya da geçiciliği de var.
Anlamsız değil, onu doğru tarif edemedim. Pek çok anlam bulduğum şey var, ancak geçici. Ve bu, aynı ölüm düşüncesi gibi, sanırım çoğu insanın aksine, beni üzmek yerine müthiş rahatlatıyor.
Bir gün ufak bir kızım olsun isterim. Zamanı gelince bu gerçekleşirse, bazı insanlarda gördüğüm kadar bir "yapabilir miyim acaba" endişem olmayacağını da düşünüyorum, en azından bugün. Ancak bu daha çok aynı araba kullanmaya başlarkenki gibi, çevreye bakıp e bunlardan daha da kötü yapacak değilim ya, sığlığına yakın bir düşünce. Yeteri kadar iyi bir ebeveynlik yapabilirim sanırım. Ancak tabi dünya tek kişinin sürdüğü bir araba değil, ve kendim dışındaki etkenleri yönetmek kolay da değil, kendi girdiğin sınavlar sonucu kadar öngörülebilir de değil. Ama bir gün.
****
Çocuklukla gençlik arası (ilkgençlik diyelim) çok fazla kitap okudum. Bazısı büyük yazarlar değildi, basit aile yaşamlarını, günlük rutin hayatları, mahallerin sokaklarını anlatan günlük tarzı kitaplardı. Ben o tarz dünyalara konsantre biçimde zihnimi alıp gidebilmeyi aslında çok özledim.
Şimdi çok fazla şey var. Çok fazla çerçöp. Zihnimiz bize ait değil. Bir düşünce, bir hayal... şöyle doyasıya gidemiyorsun, günün çerçöpü karışıyor.
Sosyal medya ve sosyal medyanın yan kimliği gibi oluşmaya başlayan yaşamlarımızda herkesin koltuklarının altında egolar ve edinilmiş kimlikler görüyorum. Herkes mikrofonun peşinde ama niyet sabit ve bence yanlış. Ben varım demek için, sadece bunun için çoğu kişi mikrofonu istiyor. Herhangi bir konunun gerçek içeriği değil onu cezbeden, konuşan olmak. Gerçekten bir şeylere samimi ilgi ve özen gösteren insanlara büyük hayranlık duyuyorum.
Bildik cümleler var. Bir futbolcuya maçtan sonra söylemesi ezberletilen, ya da güdülmüş kalabalıkların bağırdığı sloganlar gibi. Herkes aynı haltı yiyip birbirini aklayınca aslında bir şey olmuyor, sadece çiğliği paylaşmış oluyoruz. Bireysel düşünce, empati çabası, ve niyette farkındalık & dürüstlük.. bunlara neredeyse acıktım diyeceğim. Bu insanlara rastladığımda, maalesef çoğu zaman sanatta ya da uzak köşelerde mümkün, dünyaya sevgim artıyor.
Neyse, bugün bunları yazmak istemiyorum.
****
Anneannemi özledim. Tren garının önündeki yıkılan evinin önünde birbirimize kar atmamızı ya hatırlıyorum ya da beynim baştan yazdı her şeyi. Kardeşimin bakıcısı çocuk aldırmak için bir gün gelişini ertelemeseydi 1999 yılında o evde anneannemle birlikte ölmüştük bile. Babam hala, her 17 Ağustos'ta gelir sarılır.
Babaannemin evi benim için hala dünyadaki en güzel ev. Parka bakan birinci kat ev. Sokağın hengamesi gün icinde ve geceleri odalara yayılır. Dünyanın geçiciliğindeki güzelliği ve zamanın bütün ve doğal halini en iyi o evde duyarım hep. Gece karanlığında tavandaki pervaneye bakarım. Bir romanın içinde kaybolmak gibi, zamanda kaybolur giderim; uykuya dalar gibi sevişir gibi, tüm yaşama bir örümcek ağının ortasından dokunur gibi.
****
Yorumlar
Yorum Gönder