Oyun ve Gerçek
Sözcükleri büyük büyük çiğnedi; bir süre ağzında çevirdi durdu. Karanlık sokaklarda yağmur parıldıyordu. Koca bir gece daha. Tükürdü. Çevrede kimse yoktu.
Şarabından bir yudum daha aldı. Bir yudum daha. Zaman gibiydi içmesi. Bir yudum daha. Şişeyi bitirmek mi istiyordu yoksa biteceğinden mi korkuyordu?
Duvarda bir cam patladı. Anı. Geçen günün hafızası mıydı yoksa çocukluğundan kalma bir şeyler mi? Tekrar patlasın istedi. Ellerine baktı. Kana ve şaraba bulanmıştı.
***
Bir sessizlik düşünüp içinde kayboldu. Kapkaranlık bir denizin içinde yavaş yavaş ilerler gibi. Sonsuz bir huzur. Gözlerini kapattı. Gerçek bir an düşündü. Suskunluğun tek söz olduğu anlardan birine gitti. Olağanca gücüyle içinden bağırdı.
Suyun dibine daldı. Deniz halkı ona hem yabancıydı hem de yabancılarla dost olmaya ihtiyacı vardı. İçinde en ufak bir korku yok. Sadece kabullenilmiş bir anın verdiği huzur.
***
Bilmemek isterdi. Görmemek. Yaşamak değildi bu ama... parmağıyla durmasını işaret etti. Bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu..
Bir cam sesi daha. Yaşamaya yakın. Sahici. Durgun bir su düşü ona eskiden olduğu gibi yakın gelmedi. Her oyun bir kişi eksik iken, sürekli devinim kaçınılmazdı.
Düşlerinin arasından çocukluğun mahallesine gidip dolaştı. Zamanın bozamadığı sokaklar düşlerinde saklıydı. Bakkalın köşesinden döndü. Dut ağacının yanından parka girdi. Arkadaşları işte oradaydı.
Bir anda etinin kesildiğini duydu.
Bu kadar mı eksilmiştik özgürlük? Etinin acısına rağmen gözlerini sıkıca yumdu.
***
Bir masada bir adam kendi kendine konuştu. Garsona, karşısında duran ikinci, yarı dolu bardağın azaldığını işaret etti. Garson gelip şarabı doldurdu. Ne nezaket ama. Ya kadeh biterse?
Sarı bir ışık, beş altı tabure. Bir gemici barı gibi. Aslında değil. Sahibi öyle olsun isterdi. Olmamıştı ama oturan içi dolu yalnızlıklar ile bu tahta sandalyeli mahalle barı da hikayeler sahibiydi.
Duvarda hiç tabela yoktu. Hiçbir özlü söz. Hepsini, sahibi ve sakinleri bir öğleden sonra toplaşıp beş dakika kaldırmışlardı. Onca resim ve tabelayı söktükten sonra önce çöpe atmayı konuştular, sonra bir şekilde yapamadılar. Barın bir köşesinde, önü görünmeyecek biçimde üst üste istiflediler.
Kahkaha. İnanın bana kahkaha sesleri vardı. Hem de sahici. Paylaşılan bir yalnızlığın duygusu nasıl bu kadar insanca güzel olabilirdi? Bir adam gözlerindeki yaşları siliyordu. Sonra topladığı kağıtları tekrar dağıtmaya başladı.
***
Sokakta faşistler yürüyordu. Başarılı bir yenilgiydi, artık yürekleri oynamıyordu bile. Sokakların kaldırımları farklı farklı, koyu renklere boyanmıştı. Bazı renkleri artık anlamayacak kadar ağır ve eksik nefes alıyordu karşı karşı kaldırımlarda insanlar.
Yağmur cama vururken bir sokak ayaklanıp ötekine iyice karıştı. Yağmur sevişir gibi yağmaya başladı. Zaman eksiliyordu. Yaşlar gibi iniyordu pencereden aşağı sular.
Her şey çok güzel, her şey mevsim, ve her şey karanlığa mahkumdu. Bir yolun tüm anlamsızlığında kelimeler icat ediyorduk. İnsanın yegane oyunu, çaresi. Birini alıp birini bırakarak, acıta gülümsete, kusurunca güzel bir oyun.
Ya gerçek ? Oyuna ne kadar kaptırırsan o kadar gerçek.
Yorumlar
Yorum Gönder