Amsterdam
Son güne en çok iş bıraktığım yıl bu oldu. Tüm işleri bitirip gecenin sonunda bir şeyler karalarım diyordum ama 45 dakikalık bir mola alıp şimdi yazmaya karar verdim.
Dün akşamüstü o an gelişen bir kararla yöneticimden de Cuma için izin alıp Bakü bileti aldım. Sanırım 41. ya da 42. ülke olacak. Bu sayma işi gözümde bazen eski değerini yitiriyor gibi olsa dahi hala anlam buluyorum -ezbere bildiğim versiyonumla-. Yıllar içinde ne oldu derseniz; daha bile az plan yapmaya başladım. Yine sırt çantası, sırf pasaportta sorarlar diye havaalanında ayarladığım ilk gece dışında bir rez. yok vs. vs. Bu sefer biraz ekstra oldu çünkü kış için ayakkabım dahi yok ama ne yapalım zaman olmadı. Her şeyi son güne sıkıştıran herkes gibi ekstra bir durum çıkınca patlıyorum.
Şöyle ki, yemek ve lojistik dışında hiçbir şeye matah para vermediğim için sahip olduğum her şey "gerekirse halledilir" oluyor. Telefonumdan kıyafetime zaten hepsi kısa ömürlü ve bir aksilik olursa yerine muadili bulunur şeyler, yurtdışında bile.
Laptop alabilmeyi isterdim. Çünkü sabahın köründe orada oluyorum ve tam 3 günüm olacak. Bütün gün yürüdükten sonra bir şeyler yazmak güzel olabilirdi. Ancak bir bavulun olması fikri dahi bana yük gibi geliyor hala. Ya da orada göz kulak olmam gereken bir assetim olması. Genelde her akşam zaten farklı bir yerde kalıyor oluyorum o da ayrı bir sırt çantası destekleyici durum.
Neyse, isteğim sadece yürüyüp yeni şarkılar dinlemek. Yeni yılın ilk günlerinde farklı sokakları adımlamak. Resim de çekerim eğer kameram kırık değilse. Günlük düşürüp durduğumdan garantisi onun da yok.
****
Bende kalıcılık fikri iyice dikiş tutmaz bir hale gelmiş zaman içinde, şimdi dönüp bir daha baktım.
Zamanında özellikle İzmir üzerinden sürekli geçmiş zaman ve "kalıcılık" duygulu şeylerden bahseden çocuk gitmiş; yerine diğer uçtan biri gelmiş.
Kitabın ortasından girmek gibi olacak ama sanırım benim aklımdaki fikir dünyanın realitesinin yanında çok plastik, ya da daha doğrusu çok doyumsuz ve dolayısıyla çok kırılgandı. Masada dünyayla anlaşamadık. Arada bazen bilinçli, bazen bilinçsiz romantizmlerde; kendimde yine o çocuğu arayıp buldum ancak gittikçe daha kısa ömürlü oldu bu aldanışlar.
... Kelimeler çok ağdalı, dramatik duruyorsa, bunca zamanın oturmuş tarzından... yoksa ekstra matah bir şey söylediğim yok. İstisnalar haricinde insanıın tabiatı da, zamanın ve hele ki bu çağın tabiatı da zamanda demlenmiş romantizmlere biraz kapalı. En azından klasik yorumlar özelinde.
****
Bazen alkışlanan bir monotonluğun vasatlığı beni çok zorluyor.
Bu biraz yeni. Ya da öncesinde bu kadar sınanmıyor muydum? Emin değilim.
Çok zorlayınca pek bir şey yaptığım yok. Herhangi bir küçük balık gibi, kendimi de varlığımı da abartmadan bir öz-yönetim şekli öğrenmeye çalışıyorum.
---aaa bak şarkı çalıyor yine. sabahın köründe yeni bir şehri adımlarken... jacques brel, amsterdam. olympia 1964. 10 küsür yıldır her sene en çok dinlediklerimden. yavaş yavaş ayağa kalkan bir insan ve yaşam gibi. cüretkar biçimde özgür. zamanda asılı sahneler ama aynı zamanda geçici. ---
****
Bu yıl hayatımda ilk kez yeni yıl hediyesi de almadım. Ki en sevdiğim şeylerdendir hediye almak. Yeni yıla da gerek olmadan. Ancak şu an hissetmiyorum. Herkes duygumu biliyor. Hediye biraz da yeni satır söylemek demektir. Sanırım yeni bir satırım yok. Ve bu dramatik bir şey olmak zorunda da değil.
İnsanın kendine yapabileceği en iyi şeylerden biri kendini kabul etmektir. Yaşam adını verdiğimiz bu süreci algılanabilir kılmak için bazı ölçüler belirlenmiş. Gelenekler, kabuller. Bireysel düşünce kolay değildir, hepimiz için. Ve insan çizilen yollardan gitmeye de o nedenli daha isteklidir. Tanımlar..
Çünkü zor. Bir şeyleri etiketlemeden, sınırlar, değerler yazıp temel atmadan yaşamak dediğimiz tüm bu olan biteni bir şeyin üzerine oturtmak zor. O nedenle herkes içinde bir yerde önce bilinen boşlukları herkes gibi doldurayım diyerek soruyu biraz da görmezden geliyor. Yalnız kalmak, her anlamda, çok zor ve olağanüstü durumlar dışında insanın kendi isteğiyle talep etmesi çok doğadışı ve hayli zor bir şey.
İnsan belirlenmiş tanımlar üzerinden, örneklerini gördüğünü düşündüğü mutlulukları istiyor. Eğer düşündüğü gibi olmazsa da yine tanımlı mutsuzluklar içinde tamamen yalnız kalmadan var olabilmek istiyor.
Bunları yazarken insan, yani biz, yanlış yapıyoruz diye yazmadım. Çok mantıklı ve doğal hepsi. Ancak sadece belki şunu söylemek istiyorum. Tanımsız ya da az yürünen yollar illa ki daha kötü diye bir şey yok. Hatta daha az yalnız ve içbarışı yüksek bile olabilir bazı durumlarda. Ben genel olarak Sartre'ı anmışım biraz da fark etmeden.
Çünkü, her geçen gün daha da aynı şeyi düşündüğüm fark ettim, artarak.
Çok abartıyoruz kendimizi, yaşamamızı. Anlamlar her zaman bulunmaz, çoğu zaman yaratılır, bu doğru. Ancak inanmadığımız köşelere dair yuva kurma oburluğundayız. Muhtemelen korku da var. Yine aynı yere mi geldik? İnsanın yalnızlık korkusu? Ya da anlamsızlık?
Bazen burayı okuyan arkadaşlarım bana yazılarım gri, karanlık renkleri olduğundan bahsediyor. Eskisi için katılırım. Bugün özelinde ben öyle hissederek yazmıyorum diyebilirim. Varoluşsal soruları kendimize sorduğumuzda bozuluyorsak bence çok zayıf bir temelde duruyoruz derim.
...Ki, bu da çok kötü bir şey değil. Çünkü hayat devam ediyor, herkes için. Oyun devam ettikçe tekrardan kart çekip başlayabiliyorsunuz.
****
Ama yaşlandık. Evet ucundan da olsa yapacağım bu muhabbeti. Bak ayağımda o ezildiğini düşündüğüm yer hep kendini hatırlatıyor. Sağlıktan endişe edilir bir tek o yüzden. Bir gün olur da böyle manyak gibi yürüyüp spora vuramazsam kendimi diye kendime yeni yollar, su kuyuları açmayı ufaktan düşünsem saçma olmaz. Ya da köksüzlük artık tamamen gitmeyen bir sızı olmaya başlayında belki de köklenmek tekrar soru olur.
Yılbaşında havalimanında olacağım. Ancak oraya gitmeden bizimkileri bir göreceğim. Valla yüzlerine de arada söylüyorum, ve sonuçta yaşa maşa bakan bir durum değil ama, ben artık her görüşmeyi hayat bu diyerek yapıyorum. Böyle böyle 20-30 yıl devam etsek de sorun değil. Uzun bir süredir hissim bu. Zaten birkaç yıl sonra her şey değişecek, şimdi bu duygudaysak yaşayalım. Ama dediğim gibi bu sene hediye yok.
****
45 dakika dolmuş. Oyunun ritüel kısmına dönme vakti geldi. Yani daha yaratıcı ve pozitif, biraz da eski gazetelerin pazar eki kıvamında bir şeyler yazmak da isterdim... ki içimde var... ama gong çalıyor.
Egolarımızla olabildiğince barışık, ve yeri geldiğinde oynayabildiğimiz bir yıl olsun. Sağlık ve özgürlük için biraz olsun imkan da diliyorum herkese.
Türkiye simülasyonundayız. Neyse, pozitif olmak dedik, geçiyorum o kısmı.
Abartmayın. Gülüp geçin. Küçük şeylerden keyif alabilmek bence çok değerli yaşamak adına. Bu ülkenin izin verdiği ölçüde yaşayalım.
Karanlıkta olduğunu hissettiğinde, ya da bir hayal kuramadığını; bir cumartesi sabahını bekle ya da bir yaz kentinde sahil yürüyüşü yaptığın anı, gerçekte ya da zihninde. İlla ki başlıyor o yürüyüş. Hep dönüyor çark.
O nedenle iyi andaysan keyfini çıkar, kötüdeysen çarkın döndüğünü bil. Bazen hiçbir şey değişmese bile, sen değişiyorsun. Ve bu bence harika bir şey.
Sevgi ve samimiyetle,
Mutlu yıllar.
Yorumlar
Yorum Gönder