Ahmak

Eskiden gece yazmazdım. Sabahları daha analitik, daha objektif, ve açıkçası daha çok çalışan zihnim akşamları üç noktalarla biten daha dramatik cümleler kurmaya daha meyilli olurdu. Hala da öyledir. Ancak eskisi kadar önemsemiyorum yazmayı. Ki bu yüzden daha çok yazabiliyorum zaten. 

Bugün buraya yazacaklarım, derli toplu bir yazıdan ziyade, kısa bir iç konuşma tadında olacak gibi. 

****

Yaşadıklarımızı önemsersek acıtabiliyor. Her şey için geçerli. Daha çok zayıf karnın oluyor, kırılabilir değerli bir şeyleri taşımak gibi. Bu hayatta çok düşünmek lazım bunlara kalkışmadan evvel. Ancak yine, şu da doğru: Eğer önemsemezsek yeterince; hayatın tadı tuzu da gidiyor. Canını acıtmayan canına dokunmuyor da. Belki en haklı ama en boktan, ve bu çağda en zor işlerden biri şu hayatı nasıl tutacağını bilememek. Çünkü hayat tek pencereden yaşanmıyor, sanki toplumdaki işçi hakları gibi, birlik olmadıkça elini uzatan daha çok zarar görür genelde. Ancak öbür türlü dedim ya, monoton bir işe gider gibi bir şey yaşamak. 

Sosyal medyada salakça ilişki tavsiyeleri algoritmama girdi bu aralar. Çoğuna bakarken aklım şu düşünceye fazlaca kayıyor: çoğu kişi bir insanı sevmekle bir insanla kurduğu hayali sevmeyi karıştırıyor. Aynı şey olduğunu düşünmüyorum. Bir insanı yanınıza yakıştırabilirsiniz, o birlikteliğin kendisini sevebilirsiniz; ama insanı sevmek bence başka bir şey. İnsanı sevmek, çoğu zaman şarta ve duyguya rağmen, onu üzmemek ya da üzüntüsünü mümkün olduğunca engellemeye çalışmaktan geçer. Oysa her yerde, kızgınlık ya da bir şeylere "karşılık" olarak hakkaniyete bindirilmiş tırnaklamalar görüyorum ilişkilerde. 

Ben samimi olarak anlamıyorum. Bana genel olarak bilinçli biçimde üzmek, canını acıtarak bir talebimi anlatmak, amiyane tabirle kıvrandırmak vb hep acımasızca geldi; ve sevgiliye yapılabiliyorsa, sevgide bir yanlışlık var diye düşündürdü. Çünkü gerçekten söylüyorum ki, konuların adaletinden bağımsız, insanın içi genelde kıyamıyor olur. Adalet kısmına ise hiç girmeye gerek yok; çünkü genelde taraflar farklı görüşlerde olabilir. Herkesin kendi kırılganlıkları ve hassasiyetleri var. O nedenle de hasar vermeyi, ya da üzüntüyü bilinçli olarak dindirmeme gibi tutumları kişilerin yargısına bırakıp, o kapıyı açamayız. Çünkü, insanlar kendi düşüncelerinde kendilerini zaten haklı kılmanın, tüm davranışlarına bir neden/kılıf bulmayı belki de tabiat görevi olarak yapıyorlar. O nedenle bu tip insan ilişkisi yaralamaları, gerçek dünyadaki yaralamalar gibi, kişinin yargısına kapalı olmalı. Nasıl ben şu nedenle kendimi haklı buldum diye birini çekip vuramıyorsan, bence insan ilişkilerinde de bu geçerli. 

Türkçesini bulamadığım için koca paragraf yazdım. Justify. İnsanlar tabiat olarak her yaptığına kendince bir neden bulacaktır. O nedenle kırmızı çizgi daha beride çekilmeli. Ancak dediğim gibi benim sevgi anlayışımda zaten insan sevdiğinin üzüntüsünü dindirmeye çalışır, arttırmaya da içi gitmez. 

Benim derdimi anlatmama bir haller oldu. Eskiden de uzun yazardım da anlatacaklarım çoktu. Şimdi derdimi anlatamıyorum bir türlü. Konuşurken de oluyor üstelik bu. 

****

Son günlerde uyku tutmuyor. Sohbetlerin de öylesine içindeyim. Ocak'ın böyle olacağını biraz öngördüm; o nedenle de akşamları içki içmek yerine spor salonuna dadandım zaten. Ve de yazmaya. Daha önce de demişimdir. Yazmak sanırım benim gerçekten doludizgin yaşarken bir şey değil. Dışarıda bahar varsa gidip çiçek koklarsın, doğayı yaşarsın. Yapraklar döküldüğünde yazarım ben. Yalnızlığıma döndüğümde. İnsanın kendi kışı başladığında, onu üretime çevirmek, kendiyle konuşurken sesi ikilemek...valla daha iyisini bulamadım. Mantıklı geliyor. Tüm düşünceler ve yazmak istediklerimi, belki eski yazdıklarımı, yapmak istediklerimi, projelerimi, hayatı arşivlemeleri, bu beklenen ve ömrü belirsiz dönemde halletmek lazım. Bir daha uzun bir süre yüzlerine bakmamak için :) 

Bakü'ye neden gittim? İşimde sorumlu olduğum ve üç kez izlediğim 40-50 dakikalık bölümdeki konuk 108 kez "aynen öyle" dediği için. Kulaklıkları çıkardım, whatsaptan izni aldım ve 10 dk içinde yer seçip biletleri almıştım. Sonra da hiçkimseye hiçbir şey demeden kulaklıkları takıp videoya geri döndüm. 

Kendi fikri olmayan, ya da varsa da ifade edecek özgüveni olmayan, vasatlığın norm olmasına isteyerek ya da istemeden katkı veren insanlar beni zorluyor. Hatta tam o da değil. Birinin yanında silik ve yaver gibi konumlanan insan görüntüsü beni onlar adına egosal olarak yaralıyor herhalde. Ya sen insansın, belki üç bilgi daha fazla biliyordur en çok, kendine dair bir imza at bu sohbete diyesim geliyor, ortamdan bağımsız her yerde. Zaten varoş mafyatik filmlerde de hep baştakine değil yandaki ezik yancı tiplemelere kurulurum. İnsani açıdan küfür gibi bir şey geliyor o rolü benimseyip hatta kutsamış olan. Neyse o bölümde de sohbetin tek boyutlu zayıflığı ve buna maruz kalmak bana çok ağır geldi. Ve en azından kendi zihnimde konuşmadıklarım varsa var, yoksa da daha gelişmiş ve bana benden öte bir şey sunan değişik müziklerin eşliğinde yeni sokaklara gittim. 

Yapmayalım ya. Acaba ben olamıyorum diye mi zorluyor? Kendim daha limitli görüşte kalsaydım gayet de mutlu yaşardım. Doğru. Ama o kapıları geçtik ve artık daha fazlasını duymak, görmek istiyorum. Hele ki maruz kalan isem. Birine zamanımı ayırıyorsam bana yeni bir cümle söylemesini bekliyorum, bende olmayan. Ya da bir düşünceyi aralamasını, suyu hızlandırmasını. Çünkü herkeste var bu. Herkes farklı hayatlar yaşarken illa ki yeni bir realiteden süzgeçler oluşturuyor. O nedenle "aynen öyle" noktasına kadar geldim demeyin. Yanındakine saygıyla alakası yok bunun. 

Griler gelişmişliktir. Tüm bu hayatta olup biteni ne kadar gri yorumlayabiliyorsan siyah/beyaza göre o kadar ileridesin. Grup fikirlerinin tembelliğinden uzak durun. Cinema Paradiso'da geçer "Kalabalıklar düşünmez" diye. Hiçbir şeyin tek doğrusu, yargısı yok. Neden, sonuçlar ve çoğu zaman pek çok faktör ve yol hatta yolların kendisi vardır. Her şeye değinemedikçe tüm yargılar da eksiktir zaten. O nedenle siyah ya da beyaz yargılara vardığınızda, en hafif tabirle tembel, o an için bir ahmak olduğunuzu da bilin. Tek cümlelik paragraf olmaz. Aynen öyle. 











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Babaannemin Balkonu

Sütlaj - 5 Bölüm

Yeni Başlangıçlar